18 Aralık 2014 Perşembe

Cem Adrian'ı Sahnede Dinlemek

Merhaba Yine Yeniden :) 


Cem Adrian'ın son albümünden daha önce burada kısaca bahsetmiştim. Son iki aydır monoton hayatıma renk katan etkinliklerden bir diğeri ise yeni albümünün tanıtımı amacıyla şehir şehir gezen Cem Adrian'ın konseriydi. Çok sevdiğim sanatçıların konserlerini kaçırmamaya özen gösteren, hatta fırsatım varsa tekrar tekrar giden ben, ilk defa Cem Adrian'ı sahnede izlediğim için pişmanlıkla ayrıldım salondan. Neden bu kadar geç kaldın?? dedim kendi kendime :) 

13 Aralık 2014 Cumartesi

Annemin Şoförü / Tiyatro Candır :)


Tüm dünyada ağlayan ve gülen 2 adet maske ile ifade edilen tiyatro, hak ettiği değeri bulduğu zaman çok daha farklı bir ülke olacağız buna eminim. 

Okumayı sevmeyene izlemeyi, izlemeyi sevmeyene dinlemeyi tavsiye ederim hep :) Bunların üçü ile de alakası olmayan çıkmadı karşıma bugüne kadar, Allah da çıkarmasın :) 


Son zamanlarda arkadaşlarımla biraz farklılık katalım hayatımıza dedik, ben üşendiğim zamanlarda evden çıkmaya onlar ısrar etti, dolu dolu iki ay bıraktım arkamda. 

Bu gün size en son izlediğim tiyatro oyunundan söz edeceğim. "Driving Miss Daisy" adlı filmden uyarlanan "Annemin Şoförü" 4 karakter ile hüznü, neşeyi, sevgiyi ve özlemi anlatan bir oyun. 

"Neveser Hanım" karakteri ile karşımıza çıkan "Suna Keskin" in sesini duyduğum ilk an, tek başına bir oyunda oynasa sabaha kadar izlerim dedim :) Oyundaki en güçlü karakter olmasının yanı sıra, oyun tamamen anne karakterinin  üzerine kurulmuştu. 

Selda Özbek Orpak "Nazmiş", Atilla Pekdemir "Dur", Damla Cercisoğlu "Zülal" karakteri ile oyunda yer almaktaydı. 

Oyunun Suna Keskin'den sonra benim için en güzel yanı, seçilen müziklerdi. Konu tamamen bizim kültürel, sosyal değerlerimize uygun olarak uyarlanmış, bu kadar kısa zamanda bu kadar çok kavramı izleyiciye yansıttıkları için tüm ekibi takdir etmek gerek. 

İzlemeyenlere tavsiye ederim... Sevgilerimle..




15 Kasım 2014 Cumartesi

Nivea BB Cream

Katıldığım bir etkinlikte açık ton Nivea BB Cream hediye edilmişti. Eski blogumda zaten bahsetmiştim uzun uzun ama bitince bu defa hazır indirimi de yakalamış ve memnun kalmışken orta tonu da deneyeyim dedim ve ikisinden de aldım.  

Hiç denemeyenler için de kısa kısa anlatayım istedim nesini sevdim ben bu BB Cream in? Öncelikle 30 lu yaşlarda yüzüme her hangi bir şey sürmüyorum diyerek evden çıkanların genlerine sevgilerimi gönderiyorum :) Bir krem, bir kapatıcı, bir fondöten, bir bb/cc krem hiç bir şeye ihtiyacınız yoksa Maşallahhhh diyorum size :) 

Ama benim ihtiyacım var. Her yaz yüzüme bir kaç tane daha eklenen çillerim var mesela :) Sonra cildim çok kuru olduğu için mimik kırışıklıklarım var. Ayrıca güneş gözlüğünden yadigar renk değişiklikleri hala mevcut cildimde. Sonuç olarak markete gitmiyorsam cildim benden ufak dokunuşlar istiyor :) 


Nivea BB Cream'in en çok nesini seviyorsun diye sorarsanız bana "Aydınlatır" kelimesinin hakkını veriyor. Başka markaları da kullandım ama bu kelimenin hakkını verene henüz rastlamadım :)

Kokusu çok güzel. Bildiğimiz Nivea kokusu.

Hafif ve hızlı emilen nem sağlar, cümlesinin de hakkını veriyor. Cildinizle 15 dk içinde bütünleşiyor. Hiç bir şey sürmemişsiniz gibi bir incelikle birlikte sadece sizin nedenini bildiğiniz bir ışıltı kalıyor yüzünüzde.


Esmer tenli olduğum için kapatıcılık özelliğinden şikayet etmiştim açık ton için. Orta tonu kullanınca hem rengin tonunu hem de kapatıcılık özelliğini beğendim. Ama yine de açık tondan vazgeçmedim :) İkisinin de kullanılacağı zaman ayrı :) 

Kozmetik mağazalarının şaşalı indirimlerinde fiyatının düşmediğine şaşırıp tesadüf eseri Kipa dan 13 küsür TL ye aldım 1 adetini.

Şimdilik bu kadar.. Sevgilerimle...

13 Kasım 2014 Perşembe

The Fault in Our Stars - Aynı Yıldızın Altında


Bazı filmleri izlerken sanki biri bademciklerinizi sıkıp sıkıp bırakıyor gibi hissedersiniz. Bu filmi izlerken biri benim bademciklerimi sıktı ama bırakmadı :) 

Kanser artık öyle normal bir hastalık gibi geliyor ki çoğumuza, evine girmeyen, bir tanıdığını kanser ile kaybetmeyen azınlığı, mutlu insanlar topluluğu olarak görüyorum. Dedelerim, babaannem, dayım, yengem kansere yenik düşen akrabalarım. Her birinde ayrı bir çeşidi vardı. Her seferinde hasta olan kişiyle beraber vücudumuzun farklı bir yeri sızladı. Allah hiç kimseye bu derdi vermesin ve bu dert ile mücadele edenlere de yardım etsin...İşte bazı şeyleri anlamamızı, empati kurmamızı, hissetmemizi, düşünmemizi sağlayan filmler belki düz bir kurguyla karşımıza çıkıyor olsa bile, insan olduğumuzu hatırlattığı için belki de daha kıymetli oluyor benim gözümde. 

Bu film benim için hüzünlü, acı verici, aynı zamanda yüzümü güldüren, umut veren, bir taraftan ölümü düşündürüp, diğer taraftan yaşama bağlayan, ben öldükten sonra ne olacak ve ölmeden önce ne çok şey yapmam gerekiyor diye sorularla baş başa bırakan ve tekrar üzen, tekrar güldüren, şaşırtan, ağlatan, ağlatırken güldüren bir film. 

Bu film benim ölmeden önce izlenmesi gereken filmler listemin ilk sırasına oturdu diyebilirim :)

11 Kasım 2014 Salı

Pasaklı Tanrıça / Sophie Kinsella.. (Kitap Okumak Gerek)


Sophie Kinsella'nın okuduğum ilk kitabı olan Pasaklı Tanrıça, Artemis Yayınları aracılığıyla okuyucuları ile buluşmuş. Cep boy şeklinde basılan, 481 sayfalık, Artemis Mini Serisinden yayınlanan kitabı okudum ben. 

Kitap ile ilgili öncelikle şunu söylemeliyim ki, çevirmen Bige Turan'ı tebrik ediyorum. Ne kadar yorum ekledi bilmiyorum ama cümle yapıları sayesinde kitabı okurken resmen dizi izliyormuş gibi hissettim. 

Konusu hakkında bilgi vermek gerekirse,  ana tema olarak "iş mi/para mı - aşk mı önce gelir?" sorusu işlenmekte. Tamamen işine odaklanmış, başarılı bir iş kadınının küçücük bir detay yüzünden tamamen bambaşka bir hayata sürüklenişinin öyküsü var bu kitapta. 

Okumayanlar için tadını kaçırmamak adına daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama, şunu söyleyebilirim ki çok güldüm okurken. Bazen de ben olsam ne yapardım diye kendimi ana karakterin yerine koymadan edemedim :) 

Kitabı bana hediye eden canım Şebnemime çooook teşekkür ederim... 

Bazen bilgiyle besleyen, klasik ya da klasik olmaya aday kitaplardan sonra ara verip, çerez olarak bu tarz kitaplar okumanın kimseye bir zararı olmaz :)


Bu günlük bu kadar..Sevgilerimle.. 

Bloglovindeyim :)

Genel prosedür gereği şu postları yazıyoruz ama blog açıp kapatmaktan gına gelen ben şu yazıları yazmaya nasıl üşeniyorum anlatamam :) 

Sonuç olarak yine yeniden bloglovindeyim... 

Follow my blog with Bloglovin

Trendyol ile Hesaplı Alışveriş

Sezonunda alışveriş yapmayı sevmiyorum çünkü sezon sonu indirimleri tokat gibi insanın suratına yapışıyor. Düşünsenize daha önce aldığınız bir ürün %70 indirimle satılıyor. Resmen insafsızlık :) Bu nedenle ödediğim parayı hak etmediğine inanıyorsam bir ürünün, almıyorum :)

Online alışveriş artık pek çok kişi için olmazsa olmazlardan bir tanesi. Tanıdığım bildiğim markalardan alışveriş yaptığım takdirde; özellikle giyim ve ayakkabı alışverişlerinde genellikle beden sıkıntısı yaşamıyorum. Bilmediğim markalardan alıp, geri gönderme çilesiyle uğraşmak istemediğim için bir sürü çöpüm oldu tabi ki benim de :) 

Bu nedenle henüz online alışveriş yapmaya cesaret edemeyenlere tavsiyem, bilmediğiniz markaların şatafatlı resimlerine çok da aldanmayın. Özellikle çevrenizde bu tarz sitelerden alışveriş yapanlar varsa emin olun benim gibi neyin çöp neyin kullanışlı olacağını acı tatlı tecrübelerle öğrenmişlerdir, bir danışın :)

Ayrıca online satış yapan her siteye itibar etmeyin, çünkü ciddi sevkiyat ve teslimat problemleri ile karşılaşabilirsiniz. 

Aldığınız ürün defolu veya hasar görmüş ise düşünmeden geri gönderin. Bilindik bir siteden alışveriş yaptıysanız bu sorumluluğu üstleneceklerine emin olabilirsiniz. 

Aldığınız ürünün bedeni uymadıysa ve fotoğrafta göründüğünden farklı bir şekilde geldiyse yine iade yapmaktan çekinmeyin.  

Ve oldu da bir sorun yaşadınız ve bu konuda size yardımcı olmadılarsa sosyal medya araçları vasıtasıyla bu sıkıntıyı dile getirip :) yasal süreci başlatın. Neden sosyal medya diyorum çünkü firmanın size geri dönüşü daha hızlı oluyor :) Ve bu problemi başkaları da yaşamadan önce en azından fikir sahibi olabilirler.  

Neyse gelelim yazımızın başlığına :) Son online alışverişimi Trendyoldan yaptım. Bu defa farklı bir kargo şirketiyle sorunsuz bir şekilde aldığım ürün elime ulaştı ki, online alışveriş yapanlar kargo şirketlerinden çok çile çekiyor emin olabilirsiniz. 

Derimod'dan daha önce alışveriş yaptığım için numara sıkıntısı yaşamadım ve tesadüf eseri daha sonra mağazaya gidip ürünü daha ucuza aldığımı fark ettim :)

Buradan tüm % 70 -80 indirimler ile müşterilerine iyilik yaptığını sanan ama sezonunda alışveriş yapanların canını yakan firmalara son bir söz söyleyip yazımı sonlandırıyorum :) İnsafsızsınız.. 


5 Kasım 2014 Çarşamba

30 Yaş Sendromum - 1

Cahit Sıtkı Tarancı "Yaş 35 yolun yarısı eder" demeseydi, 30 yaş bu kadar büyük bir baskı yapar mıydı insanların üzerine diye düşünmeden edemiyorum. Çok yakın bir arkadaşım, 30 yaşına girdiğinde çok fena bunalıma girmişti. Annesi bütün suç Cahit Sıtkı'nın deyip deyip duruyordu :) 

Eğer 35 yaş yolun yarısı ise "ki bunu kimse bilemez", yaşanacak daha bir 35 sene daha olduğunu neden kabullenmek istemez insan? Belki de bu 30-35 sene çok hızlı geçti, hayallerimi bile gerçekleştiremedim, ya geriye kalan 35 de bu kadar hızlı geçerse diye mi düşünür insan oğlu?

Başka bir bakış açısıyla bakarsak, ömrü ikiye ayırınca ilk dönem gençlik, 2. dönem yaşlılık mı Cahit Sıtkı Tarancı'nın verdiği imaja göre :) 

Başkası için konuşmak kolay da, benim için de 30 yaşa adım atmak biraz sarsıcı oldu. 3 rakamını her ne kadar sevsem de peşinden kimse gelmeden sevdiğimi fark ettim. Zaten 30 unuza adım atıp, 20li yaşlara veda edince 30'un yanına ha "0" gelmiş ha "7" hiç fark etmiyor :) 

Bu arada 30 yaşı arkamda bırakalı biraz yıllar geçti :) Biraz ama lütfen :) Yaşıma alıştım, sevdim ama kırışıklıklarımı sevmedim. Birine bakıp bu kesin 20 li yaşlarda demeyi, çevremdeki 30 + ların gündelik yaşama kendini kaptırmasını sevmedim. 30 yaş ve çevre faktörüyle ilgili yazmak istediğim çok şey var ama şimdilik sadece giriş yapmak istedim.

30 yaşın hissettirdikleri - yapılması ve yapılmaması gerekenler :

28 Ekim 2014 Salı

En İyi Filmler / Pay It Forward


Dizi izlemekten sıkılınca bir nefes almak için film izleyeyim dedim ve kendime IMDB +7 bir film seçtim. Daha önce izleyip unuttuğum filmlerden :) Son dakikaya kadar "ben bunu izlemiş miydim yahu?" deyip deyip durdum ve sonunda "aaaaa evet izlemiştim" deyip kendimle dalga geçtim :) 

14 Ekim 2014 Salı

Cem Adrian "Sana Bunları Hiç Bilmediğin Bir Yerden Yazıyorum"


Cem Adrian'ın beklenen albümü, "Sana Bunları Hiç Bilmediğin Bir Yerden Yazıyorum" ismiyle, kabuk bağlayan yaralarınızı kanatmaya geldi arkadaşlar. Bu albümü dinleyene kadar unuttuğum ne varsa gün yüzüne çıktı :) Albüm yine başlı başına bir Cem Adrian Klasiği olarak tanımlanabilir. Hem kullanılan enstrümanlar, hem de şarkı sözleri, Cem Adrian sesi ile birleşince mucizeler yaratmış :) 

Albümde Sagopa Kajmer ve Şebnem Ferah ile düet yapmış, Şebnem Ferah ile birlikte seslendirdiği "İnce Buz Üstünde Yürüyorum" dinlemeyenler için :) 






30 Eylül 2014 Salı

Peter Pan Ölmeli - John Verdon (Kitap Okumak Gerek)


Amerikalı Yazar John Verdon'ın son kitabı "Peter Pan Ölmeli" ile karşınızdayım. Kitap ile ilgili yorumuma geçmeden önce yazarın diğer kitapları ve kitabın künyesine bir göz atalım.

Yazarın en büyük özelliği, kitaplarına bulduğu akılda kalıcı isimler bana göre. Yaratmış olduğu "Dave Gurney" karakteri serinin ilk kitabından itibaren okuyucusunu şaşırtmaya devam ediyor. Aktif görevde bulunduğu yıllarda, büyük başarılara imza atan bir polis dedektifinin, emeklilik sonrası da zor cinayetleri bulmaca çözer gibi zevkle çözmeye devam ettiğine tanık oluyoruz okurken. "Siz bir de beni görev başında görmeliydiniz" diyor adeta bizlere hayali karakterimiz. 

Yazar;
Aklından Bir Sayı Tut
Gözlerini Sımsıkı Kapat,
Şeytanı Uyandırma, ve son olarak beklenen kitabı
Peter Pan Ölmeli ile sevenlerinin yüzünü güldürdü.

Ben de "sevdiğin bir yazarın tüm kitaplarını oku" yazan dilek listemde bir yazarın daha üzerini çizmiş oldum :)

Koridor Yayınlarından okuyucusu ile buluşan kitap; polisiye, suç, gerilim kategorilerinde yer bulan bir roman ve 523 sayfa. 

Kapak tasarımı serinin diğer kitaplarına benzer şekilde siyah beyaz ve akılda kalıcı, imza niteliğinde her zamanki gibi.

Şimdi gelelim benim yorumuma. Buradan sonrası spoiler*** içerir şimdiden uyarayım.

17 Eylül 2014 Çarşamba

Mimlendim :) Konumuz Kitaplar


Yeni blogumun ilk mimi ile karşınızdayım. Bazen çok enteresan bazen çok tuhaf bazen de çok yaratıcı sorular çıkabiliyor mimlerden. Bu defa şansıma en sevdiğim konu ile ilgili sorular geldi. Mimi gönderen de sevdiğim bir blog yazarı olunca pek mutlu oldum :)

Sorular ve cevaplar :)

1- Çok kitaptan oluşan seriler mi ya da tek kitaplar mı?

Seri kitaplar beklentileri yüksek tutmanıza neden oluyor. Bu durum da yazarın yaratıcılığını sorgulamama yol açıyor. Bu defa ilki kadar başarılı mı, ikincisi gibi bir sürpriz olacak mı diye diye kitaptan zevk alamıyorum :) Bu nedenle tek kitaplar benim için daha kıymetli. Ama sevdiğim yazarların tüm kitaplarını okumaya gayret ediyorum yine de. 

2- Sadece kadın yazarları mı yoksa erkek yazarları mı okumak?

İşte bu da mimlerdeki tuhaf sorulardan payımıza düşen bir soru :) Bu tamamen toplumun her karesinde gözümüze sokulan cinsiyet kavramına güzel bir örnek olmuş. Okurken din, dil, millet ayrımı yapmadığım gibi, cinsiyet ayrımı da yapmıyorum.  

3- Kitapçıya gidip kitap almak mı, internet üzerinden kitap almak mı?

Artık internetten kitap almak daha hesaplı geliyor, saatlerce bilgisayar başında kitap inceleyip, yorumlara bakıp, kitap seçiyorum. Bu nedenle internet daha cazip hale geldi benim için.

4- Film olan kitapları mı dizi olan kitapları mı?

Film ya da dizi izledikten sonra çok sevsem de kitabı okuyamıyorum. Aynı tadı yakalayamıyor insan. Eğer önce kitabı okuduysam da kesinlikle filmi / diziyi izlemiyorum. Kafamda canlandırdığım karakterler bana yetiyor :)

5- Günde 5 sayfa okumak mı yoksa haftada 5 kitap mı?

İkinci tuhaf sorumuz da geldi :) Bu işin bir sınırı mı olur, günde 10 sayfa 5 sayfa kitap okumadan uyumam der mi insan? Ya da haftalık aylık kitap kotası yapılır mı hiç? Bazı yazarlar öyle sürükleyici ele alıyorlar ki konuyu sabaha kadar kitabı elimden bırakamıyorum. Ama hiç bir zaman şu kadar sürede şu şekilde kitap okumalıyım ya da okurum diyenlerden olmadım :)

6- Profesyonel bir yazar olmak ya da profesyonel bir yorumcu olmak?

Keşke her dileyen profesyonel yazar olabilse ama profesyonel okuyucu olabildim mi bilmiyorum ama en sevdiğim şeylerden biri kitap okumak.

7- En sevdiğiniz 20 kitabı tekrar tekrar okumak mı yoksa her gün daha önce okumadığınız yeni bir kitabı okumak mı?

Ben sevdiği kitapları tekrar tekrar okuyan ve doymak bilmeyen bir açlıkla yeni bir kitap görünce gözleri dönen sevinç çığlıkları atanlardanım. Her iki seçenek de kabulümdür :)

8- Kütüphanede çalışmak mı kitap satıcısı olmak mı?

İkisi de harika olurdu.

9- Favori türünüzden kitaplar okumak mı yoksa favori türünüz hariç diğer her türden kitaplar okumak mı?

Eskiden sevdiğim türlerden başka bir türe geçiş yapmayı aklımın ucundan bile geçirmezdim ama şimdi ne bulursam okuyorum ve kendime geç kaldığım için kızıyorum.

10 - Sadece fiziksel kitap kopyalarını okumak mı yoksa sadece e-kitap okumak mı?

Hiç e-kitap okumadım, okumayı da düşünmüyorum.

Sevgili Şahin Shirin Erdem e bu güzel mim için teşekkür ederim. İsmi gibi keyif veren blogunu merak edenler için tıkkk tıkkk.

Kitap okuyan insan candır...

Sevgilerimle...

9 Eylül 2014 Salı

İş Arayanlar Hangi Siteleri Tercih Etmeli?

Hepinize hangi mevsimde olduğunu şaşırmış bir eylül akşamından merhabalar :) Yaz, kış, sonbaharı aynı anda yaşatan bu kafa karıştırıcı günün sonunda eve gelip, mevsim kaygılarımı iş kaygıları ile birleştirdim tam oldu :) 

İş arayanlar hangi siteleri tercih etmeli sorusunun cevabını buradan bulamayacaksınız öncelikle söyleyeyim :) Bunun cevabı için okuyorsanız kaçın gidin şimdiden :) 

İş arayanlar eş ve dostlarını ara sıra aramalı, halini hatrını sorup, "ben de iş arıyorum" demeli dudak ucuyla :) 4 sayfa cv im var ama nedense hiç bir zaman bu tarz sitelerden iş görüşmesine davet edilmedim. Bir çağırın beğenmeyin, yetersizsiniz deyin, öpücem vallahi :)

Bazen büyük firmaların bu siteleri reklam aracı olarak kullandıklarını düşünüyorum. Bazen de "bana taktı bu siteler taktı" deyip kendimi kandırıyorum. 

Nasipten öteye köy yok tabi ki ama insan bazen keşke benim de bir yerlerde bir dayım olsaydı demeden edemiyor. Yine de kendi çıkarlarım için benden daha vasıflı insanların hakkına girmediğim için kendimi vicdanen kuş gibi hissettiğimi de söylemek isterim. 

Buradan iş bulmak, iş aramak amaçlı kurulan sitelere bir çift lafım var : öyle her yerde reklamınızı yapsanız da pek işe yaradığınız söylenemez :) 

Ve dayıları ile bir yere gelenlere sevgiler. Aldığınız ahlar sonra acı acı çıkacak umarız :)) 

Bir müddet daha mevcut işlerimi takip etmeye devam edeceğim elbette. Hayat mecburiyetlerle sabrımızı zorlasa da özümüze gölge düşürmesin kafi :) 

Sevgilerimle...

19 Ağustos 2014 Salı

Hakiki Lezzet Mutfakta :) Volume :1

Merhabalar :))

Yeniden bir bloga kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, ayağımın tozu ile hemen bir etkinliğe katıldım :) Etkinlikle ilgili anlatacak çok şey var, bu nedenle tüm detayları bir iki yazıda anlatmak istiyorum merak edenlere.  

Öncelikle sizi PR'ımız Teni Hanım'la tanıştırayım :) Ne kadar pozitif bir insan olduğunu bu fotoğraftan bile anlamak mümkün :) Kendisine ilgisi ve içtenliği için teşekkür etmeden geçmeyeyim istedim :)
  

"Çiftlikten Çatala Hakiki Lezzet" sloganıyla birbirinden lezzetli ürünlerini tüketiciyle buluşturan Namet'in sponsorluğunda, Mutfak Sanatları Akademisi'nde  (MSA) bir workshop gerçekleştirildi. 

17 Ağustos 2014 Pazar

Maybelline Affinitone Fondöten


Tatile gidenler, gidemeyenler, güneş sevenler, güneşten kaçanlar :) Bu gün size iki farklı renk tonu alternatifi ile en sevdiğim fondöten markalarından birinden bahsetmek istiyorum.

Maybelline New Affinitone Perfecting + Protecting Foundation with Vitamin E :) özetleyecek olursak; Maybelline Affinitone Fondöten :) 

3 senedir denize uzaktan bakan ben, esmer tenim sayesinde oturduğum yerde bronzlaşıyorum. Cildim güneşe çok hassas olduğu için de ne yaparsam yapayım güneş lekelerim oluşuyor, özellikle yüzümde. Ben onları "yaz çilim" diye çağırsam da, uzunca bir müddet geldi mi gitmiyor minik çiller. 

6 Ağustos 2014 Çarşamba

MAX FACTOR Creme Puff Pressed Powder



Yaz günlerinin hem de böyle sıcak mı sıcak yaz günlerinin derdi hiç çekilmiyor :) Makyaj yapsanız bir dert yapmasanız ayrı bir dert. Geceleri sıcaktan uyunmuyor, sabah olunca da göz altında morluklar, cildim soluk, ruh gibi dolanıyorum ortada. 

Aslına bakarsanız şimdiye kadar olabildiğince pudra kullanmaktan kaçındım. Fakat artık ne kendime ne de çevremdekilere bu görüntü kirliliğini yaşatmaya hakkım olmadığına inandım. 

Pudra kullanmak, bu gibi havalarda resmen hayat kurtarıyor. Cildinizdeki yağlı/ terli görünümün ortadan kaybolmasını sağlıyor. Filmlerde derler ya burnumu pudralayıp geleceğim :)) İşte gün içerisinde 1-2 defa kullanımı gerekse de en azından sonuç başarılı. 


Max Factor Creme Puff Pressed Powder, kullananların pek methettiği bir pudra. Bir iki farklı markanın pudrasını daha edindim ama benim favorim şimdilik bu :) 

41 numara medium beige elimdeki ürün. Watsons ın MAX FACTOR ürünlerindeki % 40 indirimden yararlandım bayram vesilesi ile, hakikaten bayram şekeri gibi geldi bu indirim :) 

Fiyatı nedir derseniz eğer; 50,90 TL den 30,54 e düşmüştü. Yaşasın indirimler!!!

Bu arada içinin fotoğrafını çekmedim merak eden olursa çekip yüklerim. Bu tarz ürünlerin (bb/cc krem, pudra, allık) mağazalardaki deneme ürünlerini görüp, cilde bir miktar dahi olsa uygulayıp öyle almak gerektiğini düşünüyorum. Bu şekilde davranmayıp aldığım ve elimde kalan bir çok ürün var ne yazık ki. 

Şimdilik bu kadar, sevgilerimle.. 



5 Ağustos 2014 Salı

Yine Yeniden Merhaba


Yine yeniden merhaba.. Biliyorsunuz daha önce yine aynı isimle farklı  bir adresten yazıyordum dilime ne geldiyse, aklıma ne takıldıysa ve neyi merak edip denedimse..Babamla yaşıt ruh hastası adamın teki yüzünden kapattım blogumu. Yeniden beni rahatsız eder ve her yerden karşıma çıkarsa bu defa çekinmeden ifşa edeceğim kendisini. Bazı insanlar yaş aldıkça hayattan erdem sahibi olur, bazıları da insanlıktan çıkar. Bu adam insanlıktan nasibini almayanlardan. 

Ne oldu diye soran ve bana destek olan tüm blog yazarı dostlarıma kocaman teşekkürler :)) Ve yeniden yazmam konusunda sürekli beni teşvik eden Sevda'ya kocaman öpücükler :)) 

Bakalım bu defa neler çıkacak ortaya :)


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...